• Dağlar İçinde

    Şair için uğraş, türlü türlü… Ama bu uğraşlar şiir etrafında dönenip durmaktaysa o zaman şiir damar sertliğine yakalanmıyor. Nereden çıkıp, hangi yatakta akıp hangi ummana döküldüğü belli olan soylu şiir, kendini sezdirir. Nasıl mı sezdirir? Mustafa Bâki Efe, kaçıp gizlendiği dağlarda kim bilir hangi sesleri duyup hangi masalları işitmiştir… Bu işitmek işte, şiiri sezmek için açılan perde… Perdenin arkasında ufak bir ateş yanıyor, bir bendir eşliğinde Yunus’tan ilâhiler terennüm ediliyor. Şairin ise gözü aralanan o perdeden içeri kayıyor. Yoksa bir şairin ilk şiir kitabının adı Kuş Defteri olur muydu?

    90,00120,00
  • Süleyman Uludağ ve Mustafa Kara’yla Söyleşiler

    Hakikati asırlar içinde arayan, pergelin sabit ayağını Anadolu’da tutup bütün bir İslâm coğrafyasında seyr’eden iki âlim. Onların eserlerinde son sözü, sözün özünü her zaman Allah’ın nimet verdiği sâlih kulları, nebîler ve velîler söyler.

    Cumhuriyet döneminde ilâhiyat fakülteleri müfredatında yer bulan tasavvuf tarihi dersinin ilk hocalarındandır onlar. Rivayet olunur ki bu iki hakîm-i fazîletperver, birbirlerini medh ü senâ etmede, birbirlerine ihtiram göstermede, hoca-talebe arasında pek nadir görülen bir yüce gönüllülükle yarışan âdemlerdir. İlâhiyat fakültelerinde İslâm medeniyetinin çokça ihmal edilen bâtıni çehresi, irfâni yüzü, onların bu güzel hâllerinde bir hoş sadâ olarak kendiliğinden zâhir oluverir. Hoca-talebe ilişkisi biraz gölgede seyrederken dostluk ve muhabbet ete-kemiğe bürünür, âlimliğin rengi ârifliğe döner.

    Süleyman Uludağ ile Mustafa Kara… tasavvuf tarihi kürsüsünün zamanımızda yaşayan bu iki deryâ-dil müellifine talebe olmak şerefiyle “Bir Ömrün Muhasebesi” ve “Nesillerin Mirası” sadedinde yapılan bu kitaptaki söyleşiler, sahih bir hizmet olur ümidiyle büyüklerimizin nazar-ı ârifânelerinize takdim, muasırlarımıza yâdigâr, nesl-i cedidimize bir hatıra olunmaklığıyla bahtiyarlığımızın vesilesidir.

    150,00200,00