Analog Öyküler
₺525,00‘Gerçeğin hakikatinin ne olduğu’ felsefenin, bilimin, sanatın yüzlerce yıl tartışageldiği temel sorunsal. Türümüz, hakikat arayışı bağlamında gerçekliğe bakmayı, gerçekliği yorumlamayı bu bağlamda tutkuya dönüştürüyor. Fotoğrafın sunduğu gerçekliğin yorumu; dil, bilgi, deneyim ve hayal gücüyle birleşerek somuttan hakikate uzanabiliyor. Eski fotoğraflara tekrar tekrar bakarak onları, yepyeni bakış biçimleriyle defalarca anlamlandırmamız hakikate yaklaşma istencimizin sonucu değil mi?
Analog Öyküler, objektifi, doksanlı yıllar Anadolu’sunda yaşanan hayata odaklayarak bazen keyifli, sevinçli, neşeli, uçarı bazen durağan, kederli, acılı, buruk ama hep yoğun hep sıcak hep yalın insanî ânları yakalayıp dondurarak bitimsiz bir geziye çıkarıyor görür/okuru. Kitapta yetmiş dokuz fotoğraf, yetmiş dokuz bakış biçimiyle bazen öykü, bazen şiir, bazen değini, değerlendirme formunda ân, anlam ve hakikat arasındaki bağlantıyı disiplinler arası bir çabayla yorumluyor. Sezgin Güvel’in keskin dikkatiyle çektiği fotoğraflarda hayatı bütünüyle keşfetmiyoruz belki ama hayatın temel ögelerini, temel erdemlerini yakalıyor; hayatın bir kesitini ‘ân’a sığdırıyor ve yaşamaya dair yalın, doğal, dolaysız ama her defasında çok çarpıcı, çok şaşırtıcı, çok sarsıcı imgelerle karşılaşıyoruz.
Bazen baktığımız yer aynıdır da gördüklerimiz birbirine hiç benzemez. Analog Öyküler’de sanatçının çektiği fotoğraflar başka başka gözlerden, dikkatlerden yorumlanıyor. Atlar, çocuklar, duvarlar, denizler dağlar, bir dolu şey fısıldıyor ve herkes, o fısıltılardan duyduklarını bizlerle paylaşıyor. Duygular resmedilmiyor tam tersine fotoğraflar duyguların tercümanı oluyor. ‘O ân’ı yaşatan bu fotoğraflar, yıllara yayılan emek yoğun bir çabayla çekilmiş. Farklı disiplinleri bir araya getirmesi açısından da örneğine çok fazla rastlamadığımız bu çalışma bize, bir süreliğine de olsa başka dünyalara yolculuğu vaad ediyor.
₺700,00Bir Toprak Bin Dua
₺675,00Gözün görme, bilincin ışıma uzamı sonlu ve sınırlı olduğundan gerçeklik algımız, gözümüzle bilincimizin sınırlarına değin ancak genişleyebilir. Oysa gerçeklik algımızla sorumluluk duygumuz birbiriyle ilişkilidir. Bu yüzden gerçekliğine eremediğimizin bilincine varamaz, sorumluluğunu hissedemeyiz. Bilincine varamadığımızın, hissedemediğimizin dolayısıyla yok saydığımızın sorumluluğunu üstlen(e)meyişimiz bir nevi körlüktür de. Göremediğimizden dolayı bilincine varamadığımızla aramızdaki mesafe giderek açılır. Nihayet süreç, kopuşa varabilir.
Net bir şekilde ayırdına varamasak da mekân ile insan, madde olduğu kadar kuvvedir. Üstelik her kuvve de bir ruh, bir enerji barındırır. Anadolu platosunda yaşayan farklı inançlara sahip insanları dua ederken, düğün ederken, yardımlaşırken hâsılı uhrevî bir atmosferi teneffüs ederken, kutsalla yüzleşirken yüz bir fotoğrafla ânda donduran Bir Toprak Bin Dua, mekânlarla kuvveleri genel bütünden ayırarak çerçeveliyor. Anadolu insanının ruhunun fotoğrafını çeken bu albüm, fotoğrafla inancı temsil etmeyi değil, onların içinde duayla yitip körlükten kurtulmayı öneriyor.
Bir Toprak Bin Dua’nın her fotoğrafı, kendi sınırları dışına taşıp gerçeklik ufkumuzu genişletirken toplumsal bütünlüğümüze dair sorumluluğumuzu da genişletiyor. Bu kitaptaki fotoğraflara yansıyan inanışlarımız, kendi sınırlarımızı aşarak genel bütünlüğümüze ilişkin gerçeklik algımızı da yaşam enerjisine dönüştürmeyi öneriyor. Çünkü bu kitaptaki her fotoğraf, uhrevî mekânlarımızla inanışlarımızın ânlık bir kesitini zamanda dondurmuşsa bu, hem bütünün dondurulmuş kısımlarından bir ânı, hem de bütünün kendisinin dondurulmuş bir ânını görünür kılıyor.
₺900,00

Rindan Kitap
